Organik Sohbetler #11

Organik Sohbetler’in 11. Bölümünde konuğumuz Uzman Gelişim Psikoloğu Begüm Köseler ile Oyun konusunda sohbet ettik.

Hoşgeldiniz. Bugün konumuz çok keyifli, çünkü oyun konuşacağız. Çalıştığınız alan çok enteresan ve zevkli bir alan, oyun. Doğrudan sorularla başlamak yerine, biraz ne yaptığınızdan bahsederek başlamak ister misiniz?

Uzun zamandır canlı yayın yapmıyordum, özlemişim ben de, böyle bir alan açtığınız için size de teşekkür ederim. Ben Begüm Köseler, gelişim psikoloğuyum. Uzun zamandır özellikle 0-6 yaş grubuyla, bebekler, erken dönem çocuklar ve ebeveynlerle çalışıyorum. Bir de bu pandemi döneminde benim de bir bebeğim oldu, yeni markam Peggi Play markasını kurdum. Orada ne yapıyorum? Genellikle 0-3 yaş bebekler için oyun setleri hazırlıyoruz. Biraz daha sürdürülebilir, çocukların gelişimi için uygun, ailelerin aldıklarında gerçekten işe yaradığını gördükleri, çocukların da keyifle oynadıkları setler sunuyorum. daha çok yeni, küçük bir ekibimiz var. Bunun dışında danışmanlıklarım devam ediyor, oyun grupları yapıyorum. Oyunla bir hayli içli dışlı bir uzmanım.

Benim merak ettiğim bir başka konu, neden oyuna yöneldiniz? Özellikle oyun konusunun bir sebebi var mı?

Şöyle özetleyebilirim, çocukların iletişim dili oyun. Çocuklarla biraz zaman geçiren bir yetişkin bunu anlayabiliyor bana kalırsa. Bir sebebi de oyun aslında hiç bitmiyor, hep devam ediyor. Yetişkinlikte yaptığımız şakalaşmalarda da oyuncu, spontan bir taraf var. Ve o hep bizimle olmaya devam ediyor. O taraf bana hep yakın geldiği için çocuklarla da bunu çalışmak istedim. Bebekler doğuyor ve oyun oynamaya başlıyorlar. Bu oyun değişiyor, gelişiyor ve hiç bitmiyor. Bu yüzden çocuk=oyun.

Böylece aslında bir sonraki sorunun cevabını vermiş oldunuz, ama daha da açabiliriz. Oyun oynamaya çocuk kaç aydan itibaren başlar?

Oyun anne karnından bile başlıyor diyebilirim aslında. Anneler bebekleriyle şarkılar söylüyorlar, konuşuyorlar, bir etkileşim var bebekle en başından itibaren. Doğumdan sonra bu oyun şeklinde devam ediyor. Karşılıklı yakın temasta olduğumuz her an aslında bebeklerle oyun oynuyoruz diyebilirim. Dolayısıyla en başından itibaren var oyun. Mesela 4-5 aylık bir bebekten bahsedelim. Ellerini çırpıyor, hareket ettiriyor, ayaklarını tutmaya çalışırken belki bir yastık düşüyor, oyuncak hareket ediyor… Keşif davranışları diyoruz buna. Bir başla pencereden bu aslında bir oyun. Bu bebeklikten başlayarak gelişip dönüşüyor. Mesela 0-2 yaş ful keşif oyununun olduğu bir yer. Bir şeyleri karıştırıyor, çekmecelerde geziniyor, çorapları dağıtıyor, ağzına götürüyor belki… Bunlar hep keşif oyunları. 2 yaştan itibaren daha çok evcilik, doktorculuk, araba sürme gibi oyunlar öne çıkıyor. Ama oraya gelene kadar epey bir oyun dönemi var bana kalırsa.

Orda biraz daha telaş devreye giriyor. Ebeveynler nerede devreye girecekleri, çocuklarının doğru oyunlar oynayıp oynamadıklarını merak etmeye başlıyorlar. Oyunda ebeveynlerin rolü sizce ne kadar olmalı?

Burada yine 2 yaşa kadar ve 2 yaştan sonra olarak bakmak gerekiyor. Keşif döneminde her şeye oyun diye bakabiliriz bana kalırsa. Bir kalemi yere atması, tekrarlı hareketleri yine o yaş çocukları çok severler. Mama sandalyesinden atarlar buldukları şeyleri, anne babayı test etmek istermiş gibi… Anne ve babaların da bu davranışları test edici, sinir bozucu, inatçılık gibi görmektense; bir deney yapıyor, eğlenceli bir yol buluyor kendine diye bakmaları daha kolaylaştırıcı olur. Bardakları değil ama eline atması için ceviz vermek, değişik toplar vermek mesela daha eşlikçi bir mod olabilir. Çünkü her şey oyun o yaştaki bebekler için. Burada bir şekilde iyi konumlanmak lazım diye düşünüyorum. Bunun dışında rehberlik ettiğimiz bir oyun da var. Bu da ne? Biraz geride durup izlemek. Bir de, bunun tersi olarak, oyunu her şeyiyle bizim hazırladığımız, yönergelerin, kuralların olduğu “hadi bunu buradan buraya koyuyorsun” dediğimiz bir oyun türü var. O da daha yapılandırılmış bir oyun türü. En basitinden Puzzle’lar, Uhutak’lar, daha başı sonu belli, hedef odaklı oyunlarda bizler daha müdahil olabiliriz. Diğer kısımlarda bir adım geri durup, “dur bakalım ne yapacak acaba” deyip, izleyerek, eğer yardıma ihtiyacı varsa tabii ki yardım edebiliriz, ama bir adım geri çekilmenin değeri büyük. Bunu bir çocuk tabii ki kendisi de yapabilir ama burada bir rehber olan, yol gösterici olan yetişkinlere de ihtiyaç var diye düşünüyorum.

Yine bağlantılı bir soru, ebeveynin oyuna müdahalesi ne kadar olmalı? Nerede sınırı aşmış oluyor?

Şunu ekleyebilirim, genelde ebeveynlerde “bir şeyler öğretme” kaygısı çok oluyor. Tabii ki bir şeyler öğreteceğiz bebeklerimize, çocuklarımıza renkleri, flash kartlardan hayvanları, “bu kırmızı, bu yeşil, bu fil, bu ayı” gibi. Bunlar da tabii ki oyuncu oluyor, oyunvari şeyler. ama o öğretici yanımızın oyuncu yanımızın önüne geçmemesini dilerim her zaman. Bir şekilde denge önemli. Oyun çocuğun alanıysa biz o alana bütün öğretici konumumuzla, sanki bir öğretmen edasıyla müdahale edersek o zaman o alanda kendini ne kadar rahat hissedecek bebek ya da çocuk? O yüzden rolleri çok da karıştırmamak gerek. Çocukların zaten bolca öğretmenleri olacak hayatları boyunca. Bizim rolümüz anne-baba olmak, o yüzden o rolleri fazla karıştırmadan, oyunun içine öğreticiliği kararında dahil ederek uygulamak iyi olur.

Peki oyunu hazırlarken dikkat edilmesi gerekenler nedir? Belki biraz yaş gruplarına da girebiliriz burada.

Yaş grubu bence hakikaten değerli. 18 aylık çocuğa 3 yaşında oynanabilen bir oyuncak aldığınızda  başarısızlık hissi çok yoğun oluyor. Özellikle 0-3 yaş döneminde başarısızlık hissini çocuklar hiç sevmiyor. Çünkü neden sevsinler ki? Zaten çoğu şeyde hayal kırıklığıyla karşılaşıyorlar. Çoğu şeyi yetişkinler kadar iyi yapamıyorlar. Doğalı bu zaten olayın. Ve bunu biliyorlar, bu yüzden biz ısrarla onların yaşından büyük oyuncaklar verdiğimizde ve onlarla oynadıklarında çocuk, ondan büyük beklentilerimiz olduğunu hissediyor. O yüzden ben oyunu bölmeyi her zaman öneriyorum. Mesela bir düğme var, içinde bir delik var ve bir çubuk var, çubuğu dikiş diker gibi delikten geçiriyorsun. İnce motor becerilerini geliştiren bir oyuncak diyebilirim. Kapalı uçlu, yönergeleri belli olan bir materyal. Şimdi bunu çocuğa verip, “hadi bakalım, bunların hepsini sen geçir, bak böyle geçiriliyor” dediğinizde başarısız olma ihtimali çok yüksek, hele ki ilk defa karşılaşıyorsa. Bizim için çok basit bir olay, biz de o gözle yaklaşabiliyoruz bazen. Ama onun için çok farklı, çok yeni. Bu yüzden adımlara bölmek. “Önce bunu tuttum iki yanından, sonra bunu elime aldım, bunu hoop buradan geçirdim” gibi bölerek anlattığımız zaman ben rol model oldum, adımları gösterdim.  Adımlara da bölerek daha komplike bir şeyi onun için aslında basitleştirmiş oldum. Böylece adımlarda başarısız olsa da olayın tümünde böyle hissetmeyecek. Başarılı olmasının ihtimalini artırmış oldum. Bu dikkat edilecek bir yön. Bir de hakikaten ben oyun gruplarında çok gözlüyorum, 5 tane 2 yaş çocuk, hepsi bambaşka düzeyde. Çünkü her çocuk biricik. Bir başka çocuk yapıyor diye kendi çocuğumuzun da aynı şekilde oynuyor olması gerekmiyor. Zaten uygun bir oyun aldıysak birkaç ay içerisinde yapabilmeye başlayacaktır. Çok öğretici olmamak, çocuğa alan açmak önemli burada.

Farklı yaşlardaki çocukların birbirleriyle oynamaları konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu duruma nasıl yaklaşılmalı?

Burada 2 farklı görüş var literatürde de. Karma yaş grubunu destekleyen ve aynı yaş grubunu  destekleyen olmak üzere. Ben destekleyen görüştenim sanırım. Çünkü benim oyun gruplarım 18 aydan başlıyor 36 aya kadar ve bu iki yaş grubu aynı grupta. 10 çocuktan 2 tanesi 18 aylıkken, kalanı 3 yaşında. Bunun şöyle bir güzel yanı var, çocuklar bakarak öğreniyor. Ve çoğu yetişkinlerden değil akranlarından öğreniyor. O yüzden akran teması çok önemli. O yüzden 3 yaşından sonra her çocuğun okula gitmesini bağırıyoruz. O yüzden oyun grupları önemli vs… çocuklar çocuklardan öğreniyor. Biraz önceki örnekte, o çocuk ona gösterdiğim materyali ben ona öğretiyorum diye değil, bir başka çocuk onun yanında yapıyor, kurcalıyor diye öğreniyor. O gözlem içerisinde gayet iyi bir öğrenme gerçekleşiyor. Ve bu onu motive ediyor oyuna başlaması için.

Son olarak, oyuncak sektörü ve sizin de tasarladığınız ahşap oyuncak tasarımını biraz konuşalım.

Oyuncak sektörünün çocukların gelişimine uygun ve sürdürülebilirlik açısından uygun olmadığını düşünüyorum. Tamamen tüketim odaklı, tek atımlık ya da birkaç seferlik, tekrardan başka bir şeye dönüşemeyen ve çöpe giden sistem üzerine kurulu. O yüzden anne ve babalarda da şu kaygı oluyor, “şunu aldım ama hiç oynamadı, bu çocuk oyun oynamıyor, ilgili değil…”. Bazı oyun ve çocuk odaları var, açık büfe gibi. Açık büfede kendinizi nasıl hissedersiniz? Hepsinden yemek isterim ben, açgözlü hissederim ve kafam karışır. Bana kalırsa bu oyun alanları da böyle olabiliyor. Böyle bir sektörde daha sürdürülebilir, karbon salımının daha az olduğu, sürdürülebilir paketleme sistemlerinin bulunduğu, daha dayanıklı materyaller var. Bu materyallerin de en önemli özelliği, sadece 2 yaşında değil, farklı yaşlarda da oynanabiliyor olması. Bir bebeğe ahşap blok seti hediye aldığınızda, o çocuk onunla 18 aylıkken de oynuyor, 2 yaşında da, 5 yaşında da oynayabiliyor. O ahşaplar 10 yıl kalıyor. Peggi Play’in kurulma sebebi de buydu.

Bu “oyunsu” sohbet için çok teşekkür ederiz. Ufuk açıcı ve çok keyifli oldu.

Davetiniz için ben de teşekkür ederim, görüşmek üzere!